9 Kasım 2014 Pazar

Kitap Yorumu #7 | Paranoya - Tuba Arık

YALNIZCA GÜÇLÜ BİR AŞK KARANLIĞI AYDINLIĞA ÇEVİREBİLİR.




Yüz yıllık bir sırrın peşinde sürüklenen gölgeler,
asırlar süren bir yaşamın sessizliğine gömüldüler.
Gerçekle düş arasında gidip gelmek mi?
O düşün içinde yaşamdan vazgeçmek mi?
Karanlığın içinde filizlenen bir aşkın,
kopkoyu gölgesinde ölüme yürümek mi?
Kimsenin görmediğini gördün, kimsenin duymadığını duydun
çünkü, sen doğmadan başladı bu oyun.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 586
Baskı Yılı: 2014
Dili: Türkçe
Yayınevi: Sokak Kitapları Yayınları

Şu an Paranoya önümde. Masada duruyor. Bakıyorum sadece. Yeni bitti daha. Daha doğrusu hangimiz daha çok bittik bilmiyorum. Kitap mı ben mi? Yoksa Petra mı Marlo mu? Şu an ki hissettiklerimi anlatamam. 

(...) 

Hele bir de sözler yok mu kitapta! Bitirdiler. Felsefeden nefret eden ben felsefeye aşık oldum. Simyanın S'sini bilmeyen ben simyaya ilgi duymaya başladım. Normal bir hikaye değil seninki. Öyle bir yoğrulmuş ki Felsefe ve Simya ile. Öyle bir bütünleşmişler ki. Öyle ince ince işlenmiş ki ayrıntılar. Zekice. Tek tek. Her harfte vuruyor seni. Her satırında ölüyorsun.

Buraya kadar olan kısmı kitabı bitirdikten sonra yazara yazdığım yazı! Tabi ki bir kısmı, gerisini paylaşmadım çünkü spoiler vermek istemedim. :)

Öncelikle yoruma şunu söyleyerek başlamak istiyorum. İlk başta ön yargılarım vardı. Kitabın kapağına bayıldığım ve arka kapaktaki yazılar beni mest ettiği halde ön yargım vardı. Neden mi? "Türk yazar- Fantastik" desem anlar mısınız? :D

Size şunu söylüyorum. Sakın ön yargılı olmayın! Sakın! Çok şey kaybedersiniz. Öyle bir altüst etti ki kitap 2 gün boyunca ne ders çalışabildim ne başka bir şey yapabildim. Gece 2-3 gibi yatıp sabah 6 da kalkmak zorunda kaldım!

Kitaba başlarken ön yargılarım devam etti bir süre. Ben hikayeyi şöyle bekliyordum açıkçası. Bir kız var. Paranoyak ve hayaller görüyor. Sonra birileri musallat oluyor falan. :D Ama öyle bir kurgu var ki ağzınız ortadan ikiye ayrılmazsa gelin beni dövün. :D O derece iddialı konuşuyorum! Ki ben böyle şeyler yapmam.

Arkadaşıma kitabı gösterdiğimde ilk benim verdiğim tepkiyi verdi. "Türk yazar ve fantastik okumuyorum ben." dedi. Ama 1-2 alıntıyla kendinden geçti resmen! Hikayenin tamamını anlattıran başka bir arkadaşım ise hayretler içinde kaldı, okumak istedi ki o okumayı çok seven biri bile değildir! Gerisini siz düşünün! (Tabi ki vermeyeceğim kitabı. :D )

Şimdi biraz da hikayeden bahsetmek istiyorum. Fegel, arkadaşlarının deyimiyle Feg, liseye giden genç bir kızdır. Hastalığı yüzünden herkesten uzaktır. Hatta kendi ablaları bile ona ezik gibi davranıyordur. Üstelik ablalarının bir tek uğraştığı kendisi de değildir. Tek arkadaşı olan Viola ile de dalga geçiyorlardır.

Feg hastadır. Doktor kontrolünde ilaçlar kullanıyordur çünkü gölgeler görüyordur. Uzun zamandır görmediği için ailesi ona doğum gününde hediyeler alır. Ama gerçeği bilmiyorlardır. Feg hala o gölgeleri görüyordur hem de artık uyanıkken bile!

Derken Marlo devreye giriyor. Feg'e göre meleksi bir güzelliği var. Ve onu yargılamıyor, ona acımıyor, hatta Feg gördüklerini anlattığında ona destek oluyor. Feg'in yanında olması, destek olması çok hoşuna gidiyor. Üstelik bunları duyduğunda kaçacağını düşünürken Marlo onunla buluşmak istiyor!

İlk başlarda Marlo'yu çok sevmiştim (yanlış anlamayın sonradan da seviyorum ama biraz azalıyor :D ). Feg'e inanması, destek olması, Feg kendini hayattan soyutlamışken ona bu kadar sıkı bağlanması çok güzeldi. Yani düşünsenize yeni tanıştığınız biri size acayip gölgeler görüyorum diyor ve siz ona "Deliii!" demiyorsunuz. Var mı böyle bir dünya? Bence yok.

Peki sonra ne oluyor? Marlo ile gölgenin gizemini ortaya çıkarmaya çalışıyorlar ve kelimenin tam anlamıyla dehşete düşüyorlar!

Kestiik! Gerisini kitabı alıp okuyun bence. Yoksa duramam ve bu kadar güzel bir kitabı okuma şansı vermediğim için bana lanetler yağdırabilirsiniz. :D



Marlo ve Feg'in ilk başta buldukları şeyi tahmin etmiştim aslında. Sadece küçücük bir kısmını. Gölgenin nasıl bir şey olduğunu. Ama ne olduğunu hayatta tahmin edemezsiniz! En azından bir bölüme gelene kadar(Ki azıcık tahmin etseniz dahi tam anlamıyla asla tahmin edemezsiniz). Okuduğumda ağzım açık kaldı resmen yahu! O neydi öyle!



Kitabın bir de felsefi ve simya kısmına gelelim. Evet doğru duydunuz. Felsefe ve simya. Kitapta bolca geçiyor. Bazılarınızın "Iyyy." dediğini duyar gibiyim. İlk başta ben de öyle dedim çünkü. :D Ya felsefeden ve simyadan ölümüne nefret eden bir insanım ben. Resmen kitapta aşık oldum. İtiraf ediyorum kitaplardaki tarihi, felsefi ya da bilgi veren yerleri pat pat okuyup geçerim. :D Ama ilk defa yavaş yavaş okudum. Tek tek. O kadar sevdim ki! Okulda öğrenemeyeceğim bilgileri öğrendim. Asla dikkate almayacağım şeyler okudum. Kitap resmen sizi doyuruyor. Aşk, felsefe, bilim, fantastik... Ne ararsanız var. Ve öyle zekice işlenmiş ki kendinizi bir anda acayip bir dünyada buluyorsunuz! İnce ince işlenen bir konu var ki birini anlamadan öbürküne geçemeyeceğiniz için illa ki öğreniyorsunuz. Ben simya ve felsefeden nefret eden biri olarak bu kitabı o kadar çok sevdim ki anlatamam.

Şimdi gelelim favori karakterlerime! 2 tane söyleyeceğim. :D

Birincisi tabi ki Petra! Diyeceksiniz ki "Kim bu?". Gölgeyle bağlantılı biridir kendileri. Okursanız (ki bir daha söylüyorum okuyun!) anlarsınız. ;) Spoiler vermek istemiyorum... Bu yüzden bu karaktere bu kadar yeter daha çok şeyler anlatmam gerekse de. :D

İkincisi Mel. :3 Kendisi geleceği gören bir homunculus olur. O ne mi oluyor? Kendisi Hohenheim'ın çocuğudur. :D Biliyorum kafanız çok karıştı. Şöyle anlatayım. Hohenheim bir simyacı ve kitaptan anladığım kadarıyla (çok araştırsam da pek bilgi bulamadım) tarihte küçük yaratıklar yaratmaya çalışmış. Kitapta yaratmış ve bunlardan biri de Mel. Evet birden fazlalar. :D Hohenheim'a baba diyorlar ve çok sevimliler! :3

Gelelim yavaş yavaş sona. Şunu söylemek istiyorum. Kitabı beğenmedim... BA-YIL-DIM. Net. İnce ince işlenmiş ayrıntılar, mükemmel sözler, bilgilerin aktarılışı mükemmeldi.

Kitaplığım baş köşelerinden birini almış bulunmakta! :D Tabi yazar da listemdeki üst sıralarda oturuyor. Yeri gelmişken yazarın anlatış tarzı da çok güzeldi. Kitap çok akıcıydı. Şöyle söyleyebilirim ki birçok yabancı yazara taş çıkarır!  



En son yazımı KİTABI OKUYUN diyerek bitiriyorum. Emin olun pişman olmazsınız. ;)

4 yorum:

  1. Kesinlikle okunacaklar arasında. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten alıntıyı gördüğündeki ifadeni unutamıyorum. :D Kesinlikle herkesin okunacakları arasında olması lazım. ^^

      Sil
  2. Ahh ne olurdu bu yorumu 1 gün önce yapsaydın bende alışverişime ekleseydim kitabı? Maalesef fuardan sonra uzun süre kitap alabilecekmişim gibi görünmüyor :( Neyse çok merak ettirdin kitabı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında çok önce yapmayı planlıyordum ama anca yetişti. :/ Öğrenci hali işte. :D Merak edeceğin kadar var. ;) Kesin oku!

      Sil