3 Kasım 2015 Salı

Tess'in Gözyaşları - Pepper Winters | | Yorum


Muhteşem bir hayatım vardı. Âşıktım, mutluydum ve istediğim her şeye sahiptim. Sonra bir gün, her şey değişti. Bir adama satıldım!

Sevgilisi Brax Cliffingstone, yıldönümlerini kutlamak için Tess Snow'u Meksika'ya götürene kadar ikisinin de geleceğe dair umutları vardı. Altın rengi kumsalların, denizin ve güneşin tadını çıkaracak, birbirlerine yeniden âşık olacaklardı. Ancak gördükleri güzel rüyanın kâbusa dönmesi uzun sürmedi.
Dünyanın gölgelerinden habersiz Tess, kaçırılmış, hırpalanmış ve satılmıştı. Yeniden aydınlığa kavuşmanın bedeli ise Şeytan'la yapacağı anlaşmada, yalnızca bedenini değil ruhunu da ortaya koyması demekti. 
Zindanımın derinliklerinde yankılanan bir fısıltı, "Gözlerindeki karanlığı görüyorum," diyordu. "O karanlık beni besliyor, o karanlık beni çağırıyor."
Ve karanlığın tadı kanıma karıştı. Acı, artık kalbimin en tanıdık yolcusuydu. 
"Şimdiye kadar yaptığınız tüm 'en iyi kitap' listelerini unutun ve bu kitabı en başa altın harflerle kazıyın. Yılın değil, yüzyılın en iyi kitabı."
-Lip Smackin Good Books-
(Tanıtım Bülteninden)
Yazar: Pepper Winters
Çevirmen: Arzu Sarı
Yayınevi: Arkadya Bitter
Sayfa Sayısı: 496
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe


İlk defa bir yorumda bu kadar zorlanıyorum. İlk defa beni hiç yalnız bırakmayan düşüncelerim tıkandı. Kitap sizi uykusuz bırakıyor baştan uyarayım...

"Sen benim olmayabilirsin ama ben giderek daha çok senin oluyorum."

Kitap ilk başta Tess ve Brax'in aşk hayatıyla başlıyor. Gerçekten mutlular, ikisi de aile eksikliğini birbirlerinde buluyor. Brax'e ne yalan söyleyeyim pek ısınamadım. Genelde kitap karakterlerinde asıl karakteri daha çok sevdiğim için olabilir tabi ki ama yine de anlayamadığım bir şeyden dolayı bana kendini sevdiremedi.


"Q BENİM EVİM. Q BENİM EFENDİM. Q BENİM YENİ HAYATIM."


Tess ve Bax'in ilişkisi masum, Tess'in istediğinin tam tersi. Tess daha çok sert bir şeyler istiyor, arzu ve tutku. Brax ise masum ve şirin. Bu kısımda fedakarlıkta bulunan Tess Brax'i kırmamak için kendini tutuyor ama bazen kendini tutamadığı da olmuyor değil. Her şeye rağmen mutlu bir şekilde çıktıkları tatilde başlarına gelen bir olay bütün hayatlarını değiştiriyor. Gittikleri bir kafede Tess kaçırılıyor ve hayatı tamamen değişiyor.

"Gerçek, asla yalan ve yalancılar kadar acıtmaz," diye tekrarladı Brax. "Bu lafını asla unutmadım.."

Bu kısımdan sonra kitabın asıl ağır yönü başlıyor. Sizi yeniden uyarmak istiyorum, bu kısımlar gerçekten ağır. Dişlerimi sıkarak hayretler içinde okudum. Tess kaçırıldıktan sonra ona yapılanlar gerçekten ağır şeyler. Hayatı bu kadar karmaşık olmuşken bir de kaçıran adamlar onu satıyor. Artık bir efendisi var o ise bir köle. Yani esclave...

Artık Tess'in bir Mâitre'si var yani efendisi. Q Mercer. Aslında ilk başta sinir oldum diyebilirim. Hatta yazarın ilk sayfada şu notu var: "Q'yu sevmeye başladıysanız üzerime düşeni hakkıyla yerine getirmişimdir." Bu yüzden "Ben bu adamın neresini seveceğim?" dediğim çok oldu. Çünkü adam gerçekten tahmin edemeyeceğiniz kadar karanlık. Bu kadarını beklemiyordum. Bu kadarını tahmin edemiyordum ve tahmin edemediğim şeylerden biri de bu kadar seveceğim ve kitabı bu kadar beğeneceğim. Bu kadar şiddet, baskıya rağmen bu kadar sevebildiysem bu kitabı yazara ve çevirmene şapka çıkarmak gerek! Ve yayınevine bu kitabı çıkardığı için bol bol teşekkür etmek gerek!

Q, "Tu ne peut pas etre la mienne, mais je suis en train de devenir le votre," diye mırıldandı.
Kalbim duracak gibi oldu, midemde kelebekler uçmaya şenlikler düzenlemeye başladı.Göz göze geldik, bakışlarımı kaçıramıyordum. Q dudaklarını yavaşça dudaklarıma bastırdı ve cümlesini İngilizce olarak tekrar söyledi. Kelimeleri teker teker yutabileyim, her soluğumda sözlerini soluyayım diye dudaklarımın dibinde gibiydi. "Sen benim olmayabilirsin ama ben giderek daha çok senin oluyorum."

Tess bu kadar baskıya dayanabilen, boyun eğebilen bir kadın değil. Tam bir savaşçı! Bu yüzden Q'ya boyun eğmiyor ve bu Q'nun gözünden kaçmıyor. Tess eski hayatına dönmek için çabalarken başına gelen felaketler yüzünden bir anda Q'ya boyun eğmeye başlıyor. Bu kadar çabuk mu boyun eğdi diyeceksiniz ama emin olun o durumda neler hissettiğini anlayabiliyorsunuz ve hak vermeden edemiyorsunuz. Aslında boyun eğmekten ziyade kendini onun yanında güvende hissetmeye başlıyor. Zaten ne kadar karanlık olsa da dışarıdaki tehlikeler Q'dan daha fazla.

Sesi hala beynimin içinde haykırıyordu.
"Sadece beni ve sana yaptığım şeyleri düşün. Acıda bile bir yakınlık, bir paylaşım vardır. Bırak çektiğin acıyı zevke dönüştüreyim."

Tess'in Gözyaşları BDSM ve şiddet içeren bir kitap. Bu yüzden sapkınlık derecesinde sahneler var. Ama Tess buna canı gönülden razı olduğu için nedense rahatsız etmiyor. Çünkü iki karanlık ruh birbirini tamamlıyor.

Q dudaklarını yaladı,bakışlarında bir sevinç, garip bir memnuniyet vardı. "Je suis â toi." Ben seninim,dedi.
Kafamı salladım. "Nous sommes les uns de autres." Biz birbirimize aitiz, dedim. 

Bir kısım var ki o kısım beni benden aldı. Tess kaçsın, Q'dan kurtulsun diye yalvarırken bir iki kısımda bu gerçekleşiyor ama bu olduğunda da geri dönsün diye dualar ediyorsunuz. Çünkü ilki fena halde kötü sonuçlanıyor ve ikisi de gerçekten ıstırap dolu.

Tutkudan boğazım düğümlenirken sesim titredi. "Senin her şeyin olmak için döndüm...Tıpkı senin benim her şeyim olman gibi."

En sevdiğim kısımlardan biri yazarın Brax'i Tess gittiğinde boynu bükük bırakmamış olması. Tess eve döndüğünde Q'yu unutamıyor ve Brax bir şeyler olduğunun farkında. Bunu fark etmesi beni şaşırtmıştı ama bir yandan bu kısım ona sempati duymamı sağladı. Tess Q'ya geri döndüğünde ise Brax'in bunu anlayışla karşılaması, olgunluğu gerçekten şaşırttı. Ama asıl şaşırtan kısım ise Tess'in Q'ya söyledikleri. Ağzım açık okudum, Q Tess'e savaşçı derken gerçekten de ne kadar doğru bir kelime kullanıyormuş! İkinci kitapta neler olacak diye şimdiden beklemeye başladım.

Kitapta en çok Fransızca'nın geçmesi hoşuma gitti. Fransızca kelimelere, cümlelere aşığım ve Q Fransa'da yaşadığı için bol bol kullanıyordu. Kitaba ayrı bir romantiklik katmıştı ve havayı yumuşatmıştı. Merak uyandırıcı, ilgi çekici bir kitap ve daha önce böyle bir kitap okumadım! Kapağı ise gerçekten çok hoşuma gitti. Arkadya Bitter'in bu tek renk çizgisi çok hoşuma gitse de Tess'in Gözyaşları'nda yaptıkları orijinal kitabın kapağından yansıma mükemmel görünüyor!

Benden imkânsızı istiyorsun. Seni sevmemi istiyorsun.

Söylemeden yazımı bitirmek istemiyorum ki pakete ba-yıl-dım. Kargoyu açtığımda bu mükemmel paket beni karşıladı ve büyülendim. Parşömen kağıt ve içinden çıkan dizlerin üstünde biten bir adet siyah çorap. İçinden çıkan çorap kitapta ayrı bir yere sahip. Kapakta da olduğu gibi...

Ve bu muhteşem kitabı -eğer bu sahnelere dayanabilirim diyorsanız- okumanızı öneririm!











1 Kasım 2015 Pazar

Ekim Ayı Kitaplarımdan Bazıları

BENCE KİTAP OKUMAK, AŞIK OLMAK VEYA SEYAHAT ETMEKTEN AŞAĞI KALAN BİR DENEYİM DEĞİLDİR. 

(BORGES)


Herkese bol kitaplı günler! Şu sıralar çok mutluyum, hem kitaplığıma çok güzel kitaplar ekleniyor hem de tatil için eve geldiim! Üniversiteye gideli 1 ay olmasına rağmen evimi özlemişim. *_* 

Dersler yüzünden çok kitap okuyamadım o yüzden içime otursa da gelen kargolar yüzümü güldürüyor. Bakalım neler varmış?




İlk kitabım Tess'in Gözyaşları - Pepper Winters. Şu an okuduğum kitap bu ve ilk defa bu tarz bir kitap okuyacağım. Kitap Arkadya Bitter etiketiyle çıktı. Kitabı yayınevi gönderdi ve sunuma ba-yıl-dım! Gelen kargoda sol resimde gördüğünüz gibi sarı bir kağıt vardı. Üstünde "Tess'ten.." yazısı ve pul var. İçinde ise hemen altında gördüğünüz siyah olan çorap var. Evet doğru duydunuz: çorap! Tam mesajı anlamasam da birazcık tahmin ediyorum ve kitabı okudukça kafamda daha iyi oluşacağını düşünüyorum. Hadi bakalım. Okuyunca yorumu blogda bulacaksınız. 







İkinci kitap ise Yabancı Yayınları'ndan çıkan Dokuz Gün - Gilly Macmillan. Tasarımı mükemmel ötesi! Trendeki Kız'ın tasarımına benziyor ve en sevdiğim kısım kitabın özel çantası oldu! Yayınevinden yollandığı için kitabın özel çantası içinde ve iyi ki kendim almamışım çünkü bu çantaya sahip olamazdım. Çok tatlı değil mi sizce de? İlerleyen zamanlarda bu kitabı okumak için sabırsızlanıyorum.









Üçüncü kitabım ise Sabahattin Ali -Yeni Dünya. Kızılay'da bir üst geçitten geçerken gördüğüm bir sahaftan aldım. Kızılay'ı ilk gezişimdi ve sahafı görünce resmen vuruldum. Hemen incelemeye başladım ve bu güzelliği buldum. Kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Bence gayet güzel bir kitaptı. Hoşuma gitmişti. Umarım kitaplığımda daha çok Sabahattin Ali olur!



Dördüncü kitabım Dövmeli Adamlar Serisi'nin birinci kitabı Rule. Aspendos Yayınları'ndan çıkan kitabın yazarı Jay Crowner. Bu kitabı u-kitap sayesinde takasla aldım ve hala okunmayı bekliyor. Çok uzun zaman önce gördüğüm ve çok merak ettiğim bir kitaptı. Ayrıca takas ettiğim kişi yanına bir çok da ayraç koymuştu ve ayraç koleksiyonuma yenileri eklenmiş oldu.




Son olarak da DEX Plus etiketiyle çıkan Lanetli kitabı bu ay kitaplığıma eklendi. Kitap Vampirleri olarak turunu yaptığımız bu kitabı gerçekten çok sevdim. Özellikle benim gibi Jennifer L.Armentrout severlerin çok seveceği bir kitap.Yorumuma şuradan ulaşabilirsiniz.






Size bol bol kitaplı, mutlu, huzurlu, barış içinde yaşayacağımız günler diliyorum! Başka yazımda buluşmak üzere...

26 Ekim 2015 Pazartesi

KVBT 14.Tur 4.Gün | Lanetli - Jennifer L. Armentrout | Yurt Dışı Kapakları + Alıntılar

Asıl lanet korkmamaktır.

Dünyada sadece insanlar yok. En azından, Ivy'nin yaşadığı New Orleans'ta durum böyle. Faeler, insanları onlardan koruyan Düzen'le sürekli savaş halinde. New Orleans'ın çılgın gece hayatını yaşayanlar ise bu savaştan habersiz.Ivy öz anne-babasını hatırlamıyor, üvey anne-babasıyla erkek arkadaşını korkunç bir olayda kaybetti. Artık tek varlığı, Düzen'le birlikte Faelere karşı yürüttüğü amansız savaşı. Ivy çok yakında bazı sürprizlerle karşılaşacak. Ve bu sürprizden hiç de hoşlanmayacak.

Jennifer L. Armentrout, Lanetli ile yepyeni bir maceranın kapısını aralıyor. Şimdi koltuğunuza kurulun ve her sayfasında sizi alıp götürecek Lanetli efsanesini okumaya hazır olun!
(Tanıtım Bülteninden)

Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: DEX

ALINTILAR 

Olağanüstü bir zümrüt rengindeki bakışları benim üzerimden merdivenlere kaydı. "Yaşıyor."
O ses. Vay canına. Derin. Kusursuz. Kültürlü. Çekici.
________________________________
Fransız Mahallesi'ne doğru ilerlerken Yeşil Gözlü'yü düşündüm. Acaba bu gece dışarıda mıydı? Nasıl biriydi? David adının ne olduğunu söylemişti?
Neden onu düşünüyordum?
________________________________
Bir an sonra, belime dolanan kol ve ağzımın üzerindeki el kayboldu. Hiç tereddüt etmeden arkama döndüğümde irkilmeme neden olan bir çift zümrüt rengi gözle karşılaştım.
Oydu. Yeşil Gözlü. Ren. Adı buydu. Şimdi hatırlamıştım.
________________________________
"Tam bir pisliksin."
Gözlerindeki neşenin bir kısmı kayboldu. "Bunu daha önce bir-iki defa duydum."
"Hiç şaşırmadım."
________________________________
Hangi akla hizmet üniversiteye gidiyordum ki? Şu anda yatağıma gömülmüş vaziyette, karın kasları pudra şekerine bulanmış seksi erkekleri hayal ederek uyuyor olabilirdim.
Tamam. Bu kulağa tuhaf geliyordu.
________________________________
Ren'i düşündüğüm anda hem sinirleniyor...Hem de adını koyamadığım bir şeyler hissediyordum. Hislerimi tarif etmek için kullanabileceğim tek bir kelime yoktu. Kalbim tuhaf bir şekilde kanat çırpıyor ve adını bile aklıma getirmeyi istemememe yol açıyordu.
________________________________
Artık yanaklarıma ulaşan yanma hissi güçlendi. Anlamıyordum. Öfkem ve hissetmekten dahi utandığım o tuhaf duygu gittikçe arttı. Kırılmıştım ve tam bir aptaldım. Onu tanımıyordum ve ona güvenmem için hiçbir neden yoktu.
________________________________
Beni saf bırakma hızı küçük düşürücüydü ama o kadar korkamayacak kadar öfkeliydim. "Beni bırakmazsan pişman olursun."
...
"Gerçekten çok cesursun, değil mi?"
________________________________
O daha hareket bile edemeden, kazığın oldukça sivri ucunu boğazındaki oldukça önemli atardamara dayadım.
"Roller değişti, pislik."
________________________________
Bana döndü. "Sana her şeyi anlatacağım. Öldürülmeme neden olacak olsa bile."
"Öldürülmene mi?"
________________________________
"Benden o kadar kolay kurtulabileceğini mi sanıyorsun?
Ren gamzelerini gözler önüne sererek gülümsedi." Tatlım, istediğim en son şey bu."
________________________________
Artık dövmenin ne olduğunu biliyordum ve her santimetrekaresini yalamak istiyordum. Derisine işlenmiş sarmaşıklar sonsuz gibi görünen düğümler oluşturuyor ve kan kırmızısı gelinciklerin bittiği göğsünde kıvrılıyordu. Gövdesinin yan tarafında düzinelerce gelincik vardı ve aralarına harfler serpiştirilmişti- gözlerimin dolmasına neden olan bir cümleye ait harfler.
Unutmayalım Diye.
Çiçekler birer yadigardı; sevdiği birini asla unutmayacağını gösteren hatıralardı. Çiçeklerin arkadaşı için olduğunu biliyordum ve bedeniyle sergilediği bağlılığın son derece gurur verici bir yanı vardı.
________________________________
Ellerini kapının pervazına dayadı be göğsü aldığı derin nefesle şişerken öne doğru eğildi." Gitmemi söylersen arkamı dönüp gideceğim. Yemin ederim, Ivy, ama bir kere daha denemeliydim. Bunu bir kere daha denemeden mezara girmeyeceğim. Lütfen. Gitmeme izin verme."
________________________________
"Ama şu anda ikimiz de buradayız ve önemli olan da bu. Yaşadığımız an."
"Yaşadığımız an mı? Kalp atışlarım gittikçe hızlanıyordu.
"Evet. Yaşadığımız an. İkimiz de buradayız. Önemli olan tek şey bu. Sana hiçbir yere gitmeyeceğime dair söz veremem ama gitmemek için canımı dişime takacağım. Sana yalnızca bunun sözünü verebilirim.
________________________________
"Ivy," diye inledi.
Daha önce söylediklerini tekrarladım. " Gitmeme izin verme."
Bana bakarken gözleri parıldadı. "Asla"


YURTDIŞI KAPAKLARI



Yurtdışı kapaklarımız ise işte böyleler! Sırasıyla Çekce, İtalyanca, İngilizce ve Türkçe kopyalar. İlk kapak Türkiye'deki kapağın neredeyse aynısı. Sadece ufak bir renk değişikliği var ve üstünde New York Times Bestseller ifadesi yer alıyor. Ne yalan söyleyeyim kitap isminin yazıldığı yazı fontunu pek beğenmedim. Çok düz durmuş. İkinci kitabın kapağı diğer kopyalara göre daha farklı olmuş. Güzel mi değil mi karar veremesem de çok da kötü durmadığını söylemeliyim. Üçüncü kapak ise Türkiye'deki kapaktan pek de farklı değil. Yazı fontunu gayet beğendim. Türkiye kapağında ise genelde kullanılan kapak kullanılmış ve yazı fontu güzel olsa da resmi pek beğenmediğimi söylemeliyim. Kapak resimden dolayı pek net değil ve fotoğrafın boyutundan mı kaynaklandığını bilemediğim bir şey daha var ki kız ve erkek kocaman gözüküyorlar. Özellikle kız çok şişman duruyor ve sanırım diğer kopyalarda da bu durum mevcut. Genelde yayınevlerinin orijinal kapak kullanmasından yana olsam da sanırım ilk defa orijinal kapak kullanmasalarmış daha iyi olurmuş diye düşünüyorum.

Benim söyleyeceklerim bunlar. Sıra sizde! Lanetli çekilişimize katılmak için tık tık. ;)

























23 Ekim 2015 Cuma

KVBT 14.Tur 1.Gün| Lanetli - Jennifer L. Armentrout | Yorum + Çekiliş



Asıl lanet korkmamaktır.

Dünyada sadece insanlar yok. En azından, Ivy'nin yaşadığı New Orleans'ta durum böyle. Faeler, insanları onlardan koruyan Düzen'le sürekli savaş halinde. New Orleans'ın çılgın gece hayatını yaşayanlar ise bu savaştan habersiz.Ivy öz anne-babasını hatırlamıyor, üvey anne-babasıyla erkek arkadaşını korkunç bir olayda kaybetti. Artık tek varlığı, Düzen'le birlikte Faelere karşı yürüttüğü amansız savaşı. Ivy çok yakında bazı sürprizlerle karşılaşacak. Ve bu sürprizden hiç de hoşlanmayacak.

Jennifer L. Armentrout, Lanetli ile yepyeni bir maceranın kapısını aralıyor. Şimdi koltuğunuza kurulun ve her sayfasında sizi alıp götürecek Lanetli efsanesini okumaya hazır olun!
(Tanıtım Bülteninden)

Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: DEX


Kitap Vampirleri'nin 14.turundan herkese merhabalar! Bu turumuz DEX Plus etiketiyle çıkan Lanetli kitabı için. Tam bir Jennifer hastası olan ben bu kitabı okurken çok eğlendim diyebilirim! Bunun için DEX'e sonsuz teşekkürler!

Kitapta baş karakterimiz Ivy, asıl ailesinin ölümü üzerine evlat verilmiş ama ne yazık ki üvey ailesini ve yanında sevgilisini de kaybetmiştir. Artık onun tek ailesi Düzen'dir.

Düzen Fae'ler denen yaratıklarla savaşmak için eğitilmiş özel insanlardan oluşur. Fae'ler oldukça hızlı, insan kanı ile beslenen, insanları büyüleyebilen yaratıklardır. Ama normal bir insan onları ayırt edemez. Çünkü tıpkı insanlar gibidir, meleksi güzelliklerinin dışında...

Düzen üyeleri ise taktıkları yoncalar sayesinde onlardan korunabilir ve onları tanıyabilirler. Asıl görünüşlerinin altındaki derilerinin gri rengini tek onlar görebilir. Ve onları öldürmek için özel eğitilirler. Ivy de onlardan biridir, ailesi de, ölen sevgilisi Shaon da, ileride hayatının aşkı olacak Ren de...

Konudan pek bahsetmek istemiyorum aslında çünkü çenemi o konularda pek tutamayıp spoiler vermişliğim çoktur. Kitap için öncelikle belirtmem gereken şeylerden biri Jennifer klasiği demek olur! Jennifer'ın her kitabında ayrı eğlenen ben bunda da kahkahalarla, şok dalgalarıyla bol bol karşılaştım.

Kitap gerçekten her şeyi içinde barındırıyor. Aile, aşk, fedakarlık, dostluk, hainler, kötüler, insan üstü varlıklar... Her şeyiyle güzel harmanlanmış bir kitaptı.

Bazen Ivy beni aşırı derecede sinir etti. Evet, yaşadıkları hiç kolay şeyler değil fakat Ivy Ren'i üzdükçe pataklayasım gelmedi değil. Kitabın çoğunda yarıda kesip "Yeter artık!" diye bağırabilirsiniz. Benden söylemesi!

Ren'in dengesizliğini çok sevdim. Ukalalığını hesaba katmıyorum bile!! Bir an kahkahalar atarken diğer an hiç bilmediği bir yönünü ortaya çıkarıyor. Ve Ivy ile ortak yanları da bu... Geçmişteki acıları...

Kitap muhteşemdi. Zaten başlarken de şu edayla başlıyorsunuz: "Jennifer'ın kitabı bu! Tabi ki mükemmel olacak!" Gerçekten de öyle. Jennifer yapmış yapacağını döktürmüş yine. Ve DEX de sağ olsun bizi mahrum bırakmamış.

Bu kitabı -özellikle Jen hayranları - kesinlikle almalısınız! Benden size bir tavsiye. Ha, unutmadan çekiliş için Vampirler'e. ;)


a Rafflecopter giveaway



24 Eylül 2015 Perşembe

Labirent: Ölümcül Kaçış | James Dashner | Kitap ve Film Yorumu



Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir. Ailesini, evini veya oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Zihni bomboştur. Asansörün kapıları açıldığında Thomas kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur. Tıpkı Thomas gibi Kayranlılar da oraya neden ve nasıl geldiklerini bilmemektedir. Tek bildikleri çevrelerini saran labirente çıkan taş kapıların her sabah açılıp her akşam kapandığı ve her otuz günde bir aralarına yeni bir çocuk katıldığıdır. Kimse Kayran'da kalmak istemese de kurtulmak imkânsız görünmektedir. Yine de Thomas'ın içinde bir his, çıkış yolu bulabileceğini söylemektedir. Ama bunun için zihninin derinlerinde yatan sırları açığa çıkararak labirentin gizemini çözmesi gerekecektir.
"Açlık Oyunları gibi distopik hikâyeleri sevenler Thomas'la birlikte Kayran'da maceraya sürüklenecekler."
-School Library Journal-
"Dashner gizemli, kışkırtıcı, yaratıcı ve sürükleyici bir romanla karşımızda."
-Barnes&Noble-
"Akıcı anlatımı, akla gelen sayısız soruyu adım adım cevaplaması ve bitmek bilmeyen gerilimiyle Dashner'ın sürükleyici macerası kaçınılmaz sona doğru ilerlerken sizi merak içinde bırakacak."
-Publishers Weekly-
"Dashner hikâyeyi ustalıkla kaleme alarak inanılmazı gerçekçi kılmayı başarıyor. Elinizden bırakamayacak ve devamında neler olduğunu öğrenmek için sabırsızlanacaksınız."
-Kirkus Reviews-
"Sayfalar boyunca bir tehlikeden diğerine sürüklenirken kitabı elinizden bırakamayacaksınız."
-Kiss The Book-
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 408
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus

K A Y R A N ' A    H O Ş    G E L D İ N İ Z !

Herkese hayırlı, şeker tadında ,kurbanlıkların yollarda deli gibi koşmadığı, musmutlu bayramlar!

 Uzun zaman sonra bir günde okuyabildiğim bir kitap oldu! Ne mutlu bana.

Kitap harikaydı. Gerçekten. Elime sürekli kitap alıp yarıda bırakıyorum bu aralar ve bu kitabı tek günde bitirdim. Beni okuyamama durumundan kurtardı.

Kayran. Thomas'ın yeni evi. Ve bir sürü çocuğun.
Thomas bir gün asansörde uyandığında isminden başka hiçbir şeyi hatırlayamaz. Asansörün götürdüğü yerde ise bir sürü çocuk vardır. Hepsi erkek. On, on beş, on yedi yaşlarında bir sürü erkek çocuk. Kafası karışan Thomas yeni evinin adının Kayran olduğunu, 2 yıldır buradan kaçabilen kimsenin olmadığını öğrenir.

    "Uçurum'un nerede bittiği ya da korkunç yaratıklara ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Tüm gücünü kaybetmiş bir halde yere yattı. 
      Ve sonra gözyaşları aktı."

Kayran'a her ay bir asansörle yeni bir çocuk getirilir. Ama bu sefer Thomas'ın geldiği günün ertesi günü asansör yeniden gelir ve herkes korkuya kapılır. Ayda 2 kez yeni birinin gelmesini bırakın 2 gün peş peşe gelen kimse olmamıştır ve dahası yeni gelen kişi bir kızdır! Endişeye kapılan Kayran halkını bekleyen felaketler bununla da kalmaz. Elektrikleri kesilmiş, her ay gelen besinler gelmemiş ve her gün gece olduğunda kapanması gereken, Labirent'e açılan kapı kapanmamıştır. Labirent'te yaşayan Izdırap Verenler geceleri ortaya çıktığında artık kaçış yoktur!

Thomas hem yeni hayatına alışmaya çalışırken hem de Labirent'ten çıkış yolu bulmaya çalışır. Kayran'lılardan bazıları Thomas'ı felaketler için suçlarken zorlaşan durum Terasa'nın(gelen kız) gelmesiyle daha da karışır. Uzun bir süre baygın kalan Teresa, Thomas'la telepatiyle konuşabiliyordur. Teresa ilk defa baygınken onunla konuşur! Zihninde Teresa'nın sesini duyduğunda çok korkar. Ona söylediği şeylerin ne anlama geldiğini çözemez. Uyandığındaysa Teresa'nın da hafızası silinmiştir.

" Tom biz sonuncuyuz. Yakında sona erecek. Bitmek zorunda.
...
Bizdik, Tom. Bunu onlara ve kendimize biz yaptık. "

Her gece duvarları değişen labirentin gizemini arayan Thomas, Teresa'nın yardımıyla yeni bir ipucu yakalar. Fakat daha fazlası için hafızasına ihtiyacı vardır. Hafızasının geri gelmesi için kendini Izdırap Veren dedikleri korkunç yaratığa sokturmak zorundadır. Ve hafızası geldiğindeyse hiç beklemediği bir sır onu bekliyordur!

Kitap gayet güzeldi. Dili akıcıydı, yazım hatası yoktu ve sürekli sizi merak içinde bırakıyordu. Oturup elimden bırakmadan bir günde bitirdim kitabı. Distopik tarz sevenlerin çok seveceği bir kitap!

"Tam uykuya dalacaktı ki kafasının içinde bir kız sesi duydu. Ertesi sabah her şey karışmaya başladığında duyduğu sesin gerçek mi yoksa rüya mı olduğundan emin olamayacaktı. Ama sözleri duymuştu ve her kelimesini hatırlıyordu:
    Tom, sonu başlattım. "

Kitabı bitirir bitirmez filmini de izledim. Filmi kitaba göre daha farklıydı.
*Thomas ismini ilk uyandığında hatırlamıyordu sonradan hatırladı.
*Teresa ilk geldiğinde Thomas'ın ismini sayıkladı. Kitapta tanımamıştı.
*Tasarım olarak mekan hayal ettiğimden(kitaptakinden) daha farklıydı.
*Özellikle sonu baya farklıydı. Ama sonu sanırım filmin daha güzeldi. Daha merak uyandırıcıydı.

" İSYAN, iyidir. "

Ayrıca kitabı bıraktığımda şok oldum. Kitabın hiç yorumunu okumadım belki o yüzden bilmiyordum, belki çoğu kişi tahmin etmiştir ama ben son bölümde yazanları okuduktan sonra tam anlamıyla donup kaldım. Böyle bir şey beklediğimi söyleyemem. Hem kaçış hem yeniden hapsoluş vardı. Benden tam puanı kaptı!




23 Eylül 2015 Çarşamba

Takasla Gelen Güzellikler


Ta ta ta taaaamm! İşte i
kinci takasııımm! Şu an okumak için sabırsızlanıyorum. Resmen bayram hediyesi oldular.

Ukitap'a üye olduğumdan beri "Acaba hangi kitabı gözden çıkarabilirim?" gibi bir sorunum doğsa da önceliğim orta derecede beğendiğim kitaplar oluyor. Diğer kitaplarımı hayatta vermem zaten! Yavaş yavaş okuyamadığım kitapları toplamak ve serilerin devam kitaplarını alabilmek için tam zamanında üye oldum resmen. Diğer takaslar için sabırsızlanıyorum. *.*

Uzatmadan kitaplara geçeyim. İlk kitabım Akılçelen Kitaplar etiketiyle çıkan Benim İçin Öl. Yazarı Amy Plum. Uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Beğenmeyen bir sürü kişi olsa da kendim okuyup görmek istedim. Belki beğenen kısıma girerim. Ne dersiniz?

İkinci kitabım ise DEX etiketiyle çıkan Fiona Paul'un kaleminden Karanlık Sular. Sanırım bunu DEX hastası bir arkadaşımın kitaplığında görmüştüm. Kapağı çok hoşuma gitmişti. Merak ettiğim ama bir türlü alamadığım bir kitaptı. Bu kitap genelde sevilen bir kitap ve bakalım. Ben ne düşüneceğim? *.*

İşte ikinci takasım da böyleydi. Daha nice takaslarda görüşmek üzere! Hoşçakalın!

Uyumsuz(Divergent #1) - Kuralsız( Divergent #2) | Film Yorumu

Elimde çok fazla kitap olmadığı için ve yazın ortasında hasta olduğum için (kolumu kaldıracak halim olmuyor bazen) ben de filmlere sardım. Kendimi şaşırtarak aynı günde 3 tane film izledim. İşte bunlardan ikisi Uyumsuz ve Kuralsız.

Bazı ilklere imza attığım şu günlerde (birincisi ilk defa biri bana film izleyelim demeden film izledim; ikincisi ise ilk defa bir serinin kitaplarını okumadan filmini izledim.) ilaç gibi geldi diyebilirim. Çünkü filmler mükemmeldi!

İlk olarak Uyumsuz'dan başlayalım. Serinin ilk kitabı ve ilk filmi. Beatrice yani Tris'i Shailene Woodley oynuyordu ve bence çok güzel uymuştu. Tabi kitabı okumadığım için okuyanlar ne düşünüyor bilmiyorum ama bence mükemmeldi.

Tobias yani Four'u Theo James oynuyordu ve mü-kem-mel-di! Adamın duruşu, yüz ifadesi, mimikleri çok hoşuma gitti (iç çekiş).

Caleb'i yani Tris'in kardeşini Ansel Elgort oynuyordu ve bence rolünün hakkını vermişti. Gerçi kitapta bu kadar arka planda kalan daha doğrusu bu kadar ezik bir karakter miydi bilmiyorum ama filmde çok ezik davranışları vardı. Çoğu sahnede beni sinir etse de gayet iyi oynamıştı.

Christina yani Tris'in en yakın arkadaşı çok tatlıydı.Christina rolünü Zoe Kravitz canlandırıyordu. Filmde bir yerde beni duygulandırdı. Gayet başarılıydı.

Hikayeye gelirsek Betarice'in yaşadığı yerde çok önceleri insanlıktan geriye çok az kişi kalmış. Ve kalan toplulukların huzuru ve düzeni için topluluklar kurulmuş. 5 topluluk.

Fedakarlık, Dürüstlük, Dostluk, Bilgelik, Cesurluk (resimde soldan sağa).

Her topluluğun kendine göre bir görevi var. Toplulukların genel yöneticileri Beatrice'in de dahil olduğu Fedakarlık grubundan çıkıyor. Gruptaki gençler belli bir yaşa geldiğinde bir testten geçiyorlar ve grupları belirleniyor. Testte çıkan sonuca göre ya o gruba gidiyor ya da isterse test sonucuna rağmen başka gruba dahil olabiliyor. Ama geri dönüş yok. Gün gelip çatıyor ve Beatrice teste giriyor. Ve hiç beklemediği bir sonuç çıkıyor. Her gruba uygun çıkan belli bir gruba dahil çıkmayan Beatrice'i görevli hemen odadan çıkarıyor ve ona yardım ediyor. Onu Fedakar çıkmış gibi gösteriyor. Bunu kimsenin bilmemesi lazım! Bu her gruba ait olan kişilerin topluluğa bir tehdit olduğu düşünülüyor ve bu kişiler öldürülüyor. Bu kişilere verilen isim ise: UYUMSUZ.

Gün gelip grup seçildiğinde ise Beatrice Cesurluk'u seçiyor ve Korkusuzlar'a katılıyor. Adı artık Tris. Orada eğitimden geçiyor ve öğretmenlerinden biri Four. Hem yeni topluluğuna alışmaya çalışıyor hem de uyumsuz olduğunu gizlemeye. Gün gelip her şey ortaya çıktığında yanında sadece tek bir kişi var: FOUR.

Kitabı okuyanlar ya da filmi izleyenler hikayede başka önemli olayların da olduğunu bilirler. Ama ben daha fazla detay vermek istemiyorum. Çünkü gerçekten izlenilmesi gereken bir film. Ha, tabi önce kitap okuyup filmi sonra izlerim diyorsanız o sizin tercihiniz. Ama kitabı okusanız da filmi de mutlaka izleyin. Ben önce filmi izledim ve şimdi kitapları almak için sabırsızlanıyorum. O seri benim olacak! *.*

Kuralsız ise Uyumsuz'un devam filmi. İşler daha çok karışıyor. Her şey ortaya çıkıp Tris'in Uyumsuz olduğu öğrenildiğinde kaçan ikili savaşmak için geri dönüyor. Daha doğrusu mecbur kalıyorlar diyebilirim. Ve sorun eskisinden de büyük. Tris'i daha önemli görevler ve zorlu sınavlar bekliyor.

Filmi ayrıntılı anlatmak isterdim ama ne sizi sıkayım ne de filmin heyecanını kaçırayım. Çünkü iki film de mükemmel ötesiydi.

Ve son söyleyeceğim şey ise: İZLEYİN. Hepinize iyi seyirler. :)