9 Şubat 2015 Pazartesi

KVBT 4. Tur 4. Gün | Masum Koza - Özge Erkin | Wattpad Yorumları

KVBT tur kapsamında Masum Koza kitabını inceliyoruz. Dün yorumumu yapmıştım. (tık tık. ) Sıra geldi wattpad üzerinden yapılan yorumlara. Birbirinden güzel wattpad yorumlarını okumak için buyrun efendim.


Ama önce facebooktaki çekiliş için sizi buraya alalım.




















8 Şubat 2015 Pazar

KVBT 4. Tur 3. Gün | Masum Koza - Özge Erkin / Yorum ve Alıntılar



BU KİTAP YÜREĞİNİZE POYRAZ GİBİ ESECEK! 


Aşkı hiç tatmamış bir adam ve aşkı silah olarak kullanan bir kadın..
İntikam kor bir ateşti; bilinmezliğe sürükleyen ve her daim biraz daha yakın. Hayal, intikam ateşiyle ve tunçtan bir demir gibi şekillendirmişti yüreğini. Umuda dair ne varsa küle dönüştürmüştü. Son avını seçtiğinde ruhundaki tüm hayalleri serbest bırakmıştı.
En büyük darbeyi aşkla vuracaktı. Ama unuttuğu bir gerçek çabuk hatırlattı her şeyi; kader koca bir labirentti. Sona ulaşmadan önce çıkmaz bir sürü sokağa sürüklerdi sizi...
Acaba bu koskoca labirentte kaybettiği masumiyetini ve yok olan insanlığını geri kazanabilecek miydi?
Deniz gözlü bir adamın ruhunda dindirebilecek miydi yorgun yüreğini?
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 312
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Olimpos Yayınları

Vampirler'in 4. turundan herkese merhabalar! Bomba gibi bir kitabı tanıtacağım size! Özge Erkin'in kaleminden Masum Koza. Tam anlamıyla yüreğinize bırakılan bir bomba.

İlk önce kısa bir bahsetmek istiyorum. Hayal geçmişinin izlerinden kurtulamayan bir kız. Aile sevgisi görmemiş, çeşitli badireler atlatan, kimseye güvenemeyen. Babasından, annesinden nefret eden (ki haklı.) . Erkeklerden intikam almaya başlıyor. Bedeniyle...

Her defasında kendine kurban seçiyor, kendine aşık ediyor ve bırakıyor. Hep "o"na benzeyenleri seçiyor. Onun gibi bakanları, onun gibi gülenleri... Ama Hayal de yorgun. İstanbul'un kasvetli havasından kaçıp İzmir'e gidiyor. Son kurbanını seçiyor ve savaş başlıyor. Ama ne savaş!

Poyraz ise Hayal kadar yaralı. Annesini kaybetmiş bir çocuk daha. Denize tutkun biri. Adı da oradan geliyor. Annesini dünyasının merkezi yapmış. Babası ise artık aşkı tatmasını istiyor. Onun ve annesinin gibi bir aşka sahip olsun istiyor. Poyraz da babasını kırmak istemiyor ama kolay mı öyle birini sevmek?  Aşkı hiç tatmamış bir adam için bir de. Kara kara düşünürken Hayal'le karşılaşıyor. Aklını başından alıyor Poyraz'ın. İçindeki yaralı kızı fark ettiğinde ise ona çoktan aşık oluyor.

Hayal ise içten içe planlar yaparken alabora oluyor bir Poyraz rüzgarında. Ve asıl savaş yüreklerinde başlıyor...

Aslında kitabı daha çok anlatmak isterdim. Detaylıca hem de ama o kadar güzel bir kitabı anlatamam ben. Kelimelerim yetmez.

Hikaye insanı sarıp sarmalıyor. Hayal'le birlikte acılarını yaşadım, Poyraz'ın deniz gözlerini seyre daldım. Poyraz'la estim gürledim. Hıçkıra hıçkıra ağladım yeri geldi. Yeri geldi kocaman bir tebessüm ettim. Hikaye o kadar yoğun duygular barındırıyor ki. Bitirdiğimde titredim resmen. Gece 01.41'di. Ağlayarak kitabı bıraktım. Bazen görüşüm o kadar bulanıklaştı ki okuyamadım.

Hikayenin en çok sevdiğim yönlerinden biriyse yan karakterlerdi. Devran(Destan), Efsun (Karabüyü), Aziz Baba, Aslan, Demet, Zeliha, Zehra...

Devran Poyraz'ın abisi gibi. Ama Hayal'i ölen kızı yerine koyduğu için Poyraz'ın karşısında
durmaktan çekinmiyor. Ee sonuçta Destan yazan bir adam bu! Yüreklere korku salan. Ama Hayal'e abi olan, onu en çok koruyan.

Efsun ise Devran'ın karısı. Hayal'in ablası oldu. Onun için elinden geleni yapıyor.

Aziz Baba. Poyraz'ın babası. Annesi yokken Poyraz'ı iki kişilik seven adam. Aşkı inanılmaz tarif eden adam. Yeri geliyor kıyamadığı oğluna tokat atıyor Hayal'i üzdüğü için. Yeri geliyor baba oluyor Hayal'e.

Poyraz benim kalbimin tahtındaki adam. Adam gibi seven. Hayal'i üzüp dursa da isteyerek yapmıyor. Elinde değil onun da. Bu kadar çok sevmek ona yabancı bazen ağır geliyor haliyle. Hayal'in geçmişini dinlemeden yargılıyor ama sonunda buluşuyor yine gözleri, kalpleri...

Ahh. Yine duramadım. *.* Kısa anlatacaktım halbuki. Bu kadar övdün hiç mi sevmediğin yer yoktu yahu diyenleriniz olacaktır. Aslında bu kadar çabuk aşık olmalarını yadırgamadım değil. Ama yazar öyle bir anlatmış ki aklımdan uçup gitti o kısmı. Anlatım harikaydı. Bazen karakterler öyle bir konuşuyor ki sanki evimizden biri. Bazen de öyle cümleler kuruyor ki aşık oluyorsunuz. Her biri ayrı şair bu karakterlerin. ^_^

Bizi bu muhteşem kitapla tanıştırdığı için Olimpos Yayınları'na ne kadar teşekkür etsek azdır sanırım. Teşekkür ederiz bu muhteşem kitapla tanıştırdığınız için. Teşekkür ederiz Özge Erkin bu muhteşem kaleme sahip olduğun için, kocaman bir yüreğin olduğu için.

Daha içimde neler var aslında ama kelimelere dökemiyorum. Ben kitabı çok sevdim. 5 yıldızı kaptı. Ama daha çok lafı gevelemeden alıntılara geçiyorum. Tabi geçmeden önce;

Facebook sayfamızdan kitabı 2 kişiye hediye ediyoruz,katılmak isterseniz sizi buraya alalım. :)
Ha bir de unutmadan yazarımızdan birbirinden güzel hikayeler okumak istiyorsanız tık tık ;)

Alıntılar


"Oğlum kız hadi şaşkın yaşadıklarını kavrayamıyor,sana ne oluyor be!Lan sanki... tövbe tövbe... hadi... koca koca iki adam bahçede sarılıyoruz lan gören de gelini ben sanır."
"Senden gelin olmaz be abi..."
"Bir düşündüm de gerçekten olmaz" kahkahalar tüm bahçeyi sararken Devran şefkatle tuttu omuzlarından.
______________________________
Mutluluk güzeldi.Mutluluk özeldi.Ama mutluluk en büyük acıdan önce gelendi.
_______________________________
"Kadınların yüreği okyanus gibidir oğlum.İçinde binlerce canlı barındırır,ama en büyük batıklar yine içinde saklıdır.Kimi zaman görmene izin verir,kimi zamansa dalgalarının köpüklerine saklar.Her kadının kendine ait bir gizi vardır.Tıpkı her insanın da gizlediği bir günahı olduğu gibi..."
________________________________
"Nasıl arzu ederseniz Poyraz Bey!"dedi soğukkanlılıkla. Ama aynı soğukkanlılığı ismini telaffuz ettikten sonra devam ettiremedi. Dili damağına yapıştı. Bir anda içini saran alev buz oldu.Ayaza çekti sanki....
________________________________
"O... Yani Hayal... O şarkı söylüyordu ve..."

Aziz Bey gözleri buğulu,yarıda kesti oğlunun sözünü; "Cennetten melekler mi indi sandın?"
________________________________
Poyraz tereddütle aynaya çevirdi bakışlarını. Kelimeler ağzından çıkamadığı gibi,beyninde de yerli yerine oturmuyordu. Aynada kendisine bakan yüze alışkındı ama ya gözleri?.. Daha mı maviydi?.. Daha mı keskin bakıyordu?.. Umut pırıltıları mı vardı o maviliklerde?..
________________________________
'Ateşsen eğer...' dedi adam
Billur bir set olurum etrafına
Yanarsan benimle yanarsın bundan sonra...
Sönersen benim göğsümde soğutursun yüreğini...
_________________________________
Nasıl anlamazdı içinin sıcaklığına kavuştuğu o ilk an gözlerinden akan yaşlara yanlış olan bir şeyler olduğunu? Tanrım neden diye haykırdı boğazı parçalanırcasına...Lanet olsun...Çözüm yoktu...Hiç,hem de hiç yoktu.
   Bir anda gözünü alan ışıkla direksiyonu kırdı Poyraz. Bilinmezliğin içine karanlığa doğru...
__________________________________
Poyraz'ın hızından başı döndü Hayal'in.
"Sana boşuna deli fırtına demiyorlar sevgilim.Deli deli esiyorsun."
"İki hafta Hayal sadece iki hafta."
"Peki sevgilim.Yarın deseydin de cevabım bu olurdu sen nasıl istersen..."
__________________________________
"Sadece seninim sadece benimsin. Rengimsin... Ruhuna salacağım rüzgarlarımı. Helal olsun gökyüzüm sana..." dediğinde bin bir kuş kanat çırptı Hayal'in gözbebeklerinde.





11 Ocak 2015 Pazar

KVBT 3.Tur 4. Gün | Uyurgezer Anılar - Kathleen Alcott | Yorum + Karakter Tanıtımı



GÖZLERİMİN ARKASINDAKİ BOŞLUKTA ANILARIM RENGARENK...
Ida çocukluğundan beri her anını ikisi de uyurgezer olan Jackson ve James kardeşlerle birlikte geçirmiştir. Nerede bir "I" varsa, orada muhakkak bir de "J" vardır. Dış dünya onları komşu ve arkadaş olarak görse de onlar kendilerince, kan bağları olmayan kardeşlerdir.
Onlarınki konuşmadan anlaşmaya dayalı, kuralları ve sınırları olmayan bir ilişkidir. Ama üçü olgunlaştıkça ve duyguları karmaşıklaştıkça Ida ve Jackson, kardeşten çok daha öte olduklarını fark ederler. Jackson'ın uyurgezerliği etrafındakilere zarar vermeye başlayınca ve James ruhsal sorunları sebebiyle hastaneye yatırılınca, ailesini yıkma tehlikesi oluşturan, hükmedemediği olaylar karşısında Ida ne yapacağını bilemez hale gelir.
Aile tanımıyla mücadele eden, toplumsal algıları sorgulayan ve insanları birbirine bağlayan karmaşık bağları keşfe çıkan olağanüstü bir ilk roman.

Sayfa Sayısı: 240
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Martı Yayınları
Orijinal Adı: The Dangers of Proximal Alphabets
Goodreads Puanı: 3.30 / 5

------------------------------------

Fiziksel özellikleri aşağıdaki gibi. Maalesef kitapta bunlardan pek bahsetmemiş. Kişisel özelliklerini kitaptan örneklerle yorumumun içlerine serpiştirdim. :)
Jackson: Bir gözü kahverengi bir gözü yeşil. Ve içlerinde rengarenk noktalar var. 
Ida: Sarışın ve mavi gözlü.
James: Koyu saçlı.

Sanırım söze şöyle başlamak istiyorum. Her şeyi geçtim benim bu kitaptan çıkardığım en önemli sonuç neydi biliyor musunuz? Her zaman bir çıkış yolu vardır ve zaman sizi o yola götürür. Sonucu iyi ya da kötü olsun...

Ida,Jackson ve James çok küçüklükten beri arkadaşlardır. Hatta şöyle ki Ida babası söyleyene kadar onları aile diye nitelendirir. Ama babası ona yeni bir kavram öğretir: arkadaş.

Ida'nın annesi küçükken ölmüştür(aslında nasıl öldüğünü anlatmak isterdim ama bunun büyüsünün bozulmasını istemiyorum. Çünkü ilk başta normal gelse de Ida'nın babasının yaptığı bir konuşmada içimi çok acıttı ve bunun spoi olmasını istemiyorum.). Jackson ve James'in ise babaları ölmüş ve anneleri yani Julia ile yaşıyorlar. 

Bu üçünün bütün yılları beraber geçiyor. Beraber oynuyorlar, beraber okula gidiyorlar,beraber yüzüyorlar ve beraber hayatı öğreniyorlar. Hatta Ida, Jackson ve James'in odasında kalıyor bazen. Ve onların uyurgezerliğine ilk o tanık oluyor. Onların rüyadayken konuşmalarını dinliyor, rüyada bile Ida'yı hissetmelerini sağlıyor. Ama büyüdükçe ortaya çıkan sorunlar bir türlü rahat bir nefes aldırmıyor. Öyle ki James'in uyurgezerliği son bulurken Jackson'ınki hala devam ediyor. Kat kat büyüyerek... 

Ida Jackson'la olan birlikteliğinde ne kadar Jackson'a destek olmaya çalışsa da işler sarpa sarıyor. Bazen evde Jackson'ı bulamıyor,dışarı çıkıyor ve bir bakıyor ki kaç blok yürümüş. Ve Jackson uykusunda Ida'ya sarılırken onun vücudunda bıraktığı izlerden dolayı kendinden nefret ediyor. İşler böyle karışırken bir de James'in kendine olan hislerinden şüpheleniyor.  Bununla kalmıyor yaptığı bir hata yüzünden Jackson'la ayrılıyor. Ama bununla bitiyor mu? Tabi ki de hayır. Julia ve babasının ilişkisi başlıyor ve artık Jackson'la sonu kaçınılmaz oluyor.Ve üç arkadaş ayrı yöne sürükleniyorlar. İki kardeş James ve Jackson bile.

Hikayenin en sevdiğim yönlerinden biri gerçek bir hayatı tam anlamıyla ama tam anlamıyla anlatmasıydı. Ailesi parçalanan çocuklar, onların hayatı ve işlerin sarpa sarması. Sonunda yine birbirlerinden(ki bu devirde nerede böyle arkadaşlık?) destek alsalar da ayrı olsalar da onlar hep Ida-James-Jackson. Bağları kopmayan, hep birbirinden güç alan. Aile, sevgili,arkadaş ne derseniz deyin. Onlar Ida-James-Jackson. 

Kurguyu ilk başta anlamadım. Hikaye çünkü ortaya doğru açılıyor. Geçmiş anlatılıyor ve yavaş yavaş oturuyor. Ama kurgu ortaya çıkınca çok güzel bir hikayede buluyorsunuz kendinizi. Yazarın anlatımı da gayet hoş. Bazı yerlerde anlamasam da, hatta dönüp dönüp 10 kere okusam da anlatımı da hiç sıkmıyor. Ee tabi pek okuduğum bir tarz olmadığı için ilk başlar sıktı. Hem anlamadım hem cümleler uzun geldi. Ama dediğim gibi olay çözülmeye başlayınca hikaye sarmalıyor sizi. 

Hani vardır ya bir kız bir oğlanı sevmiş. Kavga etmişler hooop anında hiçbir şey olmamış gibi barışmışlar! (Tabi bu romanları da sevmiyorum değil ama çok saçma olmadığı sürece.) Ama diyeceğim o ki ilk başta kitaptan bu saçmalığı bekliyordum. Ama kitap beni şaşırttı. Olayların aktarılışı ve düzeni çok güzeldi. Hayatın acı gerçekleri öyle bir lanse edilmiş ki tokat gibi çarpıyor. Hani derler ya kitapta benden bir parça buldum diye. Bence çoğu kişinin kendinden küçücük de olsa bir parça bulacağı bir kitap. 

Hikayenin en sevdiğim yönlerinden biri arkadaşlıklarıydı hiç şüphesiz. Bazen birbirlerine zarar verseler de bazen yaralarını sarsalar da arkadaşlıkları... Ne olursa olsun hiç bağlarını koparmayan, sonunda birbirlerini bulan bir arkadaşlık...

Son olarak da şunu söylemek istiyorum. Gerek kapak gerek basımı konusunda emeği geçen ve turu veren Martı Yayınları'na teşekkürler. Kitapta sadece 1 tane yazım hatası vardı. Tek bir tane! Ki bu çok büyük bir başarı. Ne kitaplar okudum yazım yanlışlarıyla dolu. Bu titizliklerinden dolayı tebrik ediyorum. 

Vereceğim puan ise 4. O kadar övdün neden 4 puan diyeceksiniz belki. Çünkü ilk başları dediğim gibi sıktı. Oraları biraz daha heyecanlı olsaydı benden 5'i alırdı hiç kuşkusuz. 





 

9 Ocak 2015 Cuma

KVBT 3.Tur 2. Gün | Uyurgezer Anılar - Kathleen Alcott | Alıntılar + Çekiliş


Gözlerimin arkasındaki boşlukta anılarım rengârenk…
Ida çocukluğundan beri her anını ikisi de uyurgezer olan Jackson ve James kardeşlerle birlikte geçirmiştir. Nerede bir "I" varsa, orada muhakkak bir de "J" vardır. Dış dünya onları komşu ve arkadaş olarak görse de onlar kendilerince, kan bağları olmayan kardeşlerdir.
Onlarınki konuşmadan anlaşmaya dayalı, kuralları ve sınırları olmayan bir ilişkidir. Ama üçü olgunlaştıkça ve duyguları karmaşıklaştıkça Ida ve Jackson, kardeşten çok daha öte olduklarını fark ederler. Jackson'ın uyurgezerliği etrafındakilere zarar vermeye başlayınca ve James ruhsal sorunları sebebiyle hastaneye yatırılınca, ailesini yıkma tehlikesi oluşturan, hükmedemediği olaylar karşısında Ida ne yapacağını bilemez hale gelir.
Aile tanımıyla mücadele eden, toplumsal algıları sorgulayan ve insanları birbirine bağlayan karmaşık bağları keşfe çıkan olağanüstü bir ilk roman.

Sayfa Sayısı: 240
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Martı Yayınları
Orijinal Adı: The Dangers of Proximal Alphabets
Goodreads Puanı: 3.30 / 5


DELİLER DELİ OLDUKLARINI BİLMEZLER.

Turumuzun üçüncü gününden herkese merhabalar! Sonunda YGS'den ara bulup bir kitap okuyabildim ve ilaç gibi geldi resmen. Çünkü kitap sizi sarmalıyor. Aşk, dram, aile, arkadaşlık, ölüm, ayrılık, pişmanlık, hastalık...ne ararsanız var kitapta. Kurgusu ilk başta çok karışık geliyor. Gittikçe her şey yerli yerine oturuyor ama. Bizi bu kitapla tanıştırdığı için Martı Yayınları'na teşekkür ediyorum.

Uzun uzun yorum yapmak isterdim ama bugünkü görevim alıntılar! Evet yorumumu ilerleyen günlerde bulacaksınız. O yüzden şimdi çenemi kapatıyorum ve alıntılara geçiyorum. ;)

Ama size şunu söylüyorum! Bu kitabı hece hece okuyun. Hece hece... Çünkü bu kitabın hakkı öyle verilir!

Kitabı 1 kişiye facebook bir kişiye de rafflecopterdan veriyoruz! Facebook çekilişine katılmak için tık tık. ;)

Son konuşmamızın üzerinden bir yıl, iki ay, altı gün geçti. Gecenin bir yarısı değil, güneşli bir sabah erken saatlerde gelen yalnızlık hissiyle onu arayalı, mesaj bırakalı ve o dönmeyeli dört ay oldu.
------------------
Bir alfabenin farklı noktaları, aynıymış gibi gösterilmek istemez. Siz manzarayı aynı hatırlıyorsunuz diye, birinin aynı enlem ve boylamda durmasının bir garantisi yok. Birinin o an ya da bir ay sonra yaşadığı anıların sizinkine paralel olması, aynı değerde kalması, ardından gelen yılları şekillendirmesi söz konusu değil. 
------------------
Onu ve yarılıp patlayan oyuncağı hatırlayınca, onu James yerine koyup, o ne kadar seviyorsa o kadar sevdiğini, sevdiği hiçbir şeye zarar vermek istemediğini ve dengeyi kuramadığını anladım. 
------------------
Haftalar ve aylar boyunca, giriş saçağında aynı yazı kaldı:


BİZLER
MÜKEMMEL DEĞİLİZ
SADECE AFFEDİLMİŞİZ
------------------
Bazı geceler hırıltılı nefesimi dinliyor ve hatırlıyorum: Gözlerimin arkasındaki boşlukta anılarım rengârenk. Yarı uyur yarı uyanık halimde, anılarımdan pirinç kapılarından yapılmışlar gibi pembe ve seri ışıklar yayılıyor, ben klor kokusunu, uzun zaman önce gitmiş olanların kahkahalarını taklit etmek, bunları zihnime taş gibi kazımak için çabalıyorum. 
Bazı geceler şeftalileri hatırlıyorum. Bu gece de onlardan biri.
------------------
Merkez Kulüp'teki ucuzluktan bir şişe viski alıp da onu kesekağıdıyla iskelelere getirmek ve yıllar geçmemiş gibi yapmak istediğimden değil, ama geçen yılların bu yerlerdeki ağırlığımızı dağıtmış olmasının bir kanıtının olmaması, bunu tartışmalı kıldığından, yaşımızın geçmiş olmasının olasılıksız olduğundan, bu olmuş olamayacağından. 
------------------
Sabah uyanıp da dudağımın aldığı şekli görünce, ağlayıp yüzünü çevirdi. Benden de ona dokunmamamı istedi. 
------------------
Rüya görürken konuşmadı, çok az hareket etti, düzenli ve normal şekilde nefes aldı.
Ben ise, haklı olarak, bu süre zarfında nefesimi tuttum.
------------------
Yıllar sonra, yanlış kardeşin yanında uyandığımda şunu sormak istedim: Hep seni seçmiş olmamı mı istemiştin?
------------------
"Öyle çok uyumak istiyorum ki," dedi. "Uyumak, uyumak, uyumak ve aynı yerde, dünyayı bıraktığım yerde uyanmak istiyorum."
------------------
Kafam rakamlara iyi çalışmasına, inşa etmekten ve yeniden inşa etmekten keyif almama, değişkenleri çarpmaktan ve sadeleştirmekten anlamama rağmen, ne kadar denersem deneyeyim, bir sonuca varamadım.
------------------
Onu tanıdığım için anlayabileceğim şeylerdi ve şöyle düşündüm: Çok uzun zamandır Salı. Çok uzun zamandır Salı. Çok uzun zamandır Salı. 
------------------
Yedi ay önce, ben bizim dediğimiz o şehri terk ettikten hemen sonra öylesine aramaya başladığında, şunları bir kez bile söylemedim: Lütfen bana kendini anlat. Lütfen bana ne yaptığını, sana ne yaptığımı ve birbirimize ne yaptığımızı anlamama yardım et. 
------------------
Bir geçmişin olması geleceğin olacağını garantilemez.
------------------
"...Annenin bana hayatı boyunca gerçekten de ihtiyaç duyduğu tek anda, gerçekten de bana seslendiğinde ben onu duymadım."
------------------
Piknik masalarının yanından geçerken, Jackson bıçağıyla altlarına kazıdığı isimlere bakmak üzere eğilmiş olsa da, bana ne aradığını söylemese de konuşmadık,ama ben keyifle başını salladığında ne anlama geldiğini biliyordum. (Burada araya girmeden edemeyeceğim. Kitapta en kıskandığım yer burasıydı. Bir bakışından her şeyi anlayan biri... Kim istemez ki? )







a Rafflecopter giveaway

1 Aralık 2014 Pazartesi

KVBT 2.Tur 4.Gün | Uyuyan Güller - RaShelle Workman | Cast Seçimi




Turumuzun 4. gününden herkese merhabalar! Size kitaptan 4 ana karakteri bizim gözümüzden göstermeye çalıştık. Bakalım Uyuyan Güller'in castı için kimleri seçmişiz?? :D



Sophie

Sophie'nin gözleri renkli olsa da biz Jessica Alba'yı çok yakıştırdık. ^_^







Rina

Bizim için Natalie Portman adeta bir Rina. :3



 
David



Aslında David için karakter seçmek çok zordu. Öyle değişik bie karakteri var ki paranoyak ama yakışıklı. İyi ama kötü. Bakınca anlaşılması lazım dedik ama bakalım ne kadar anlaşılacak? :D







Phillip

Benim için en zor olanı Phillip'ti(sanırım hepimiz için :D ). Çünkü kitapta Sophie onu tarif ederken güzelliğinin kusursuz olmadığından bahsediyor. Yakışıklı ama kusursuz değil. Ama bizim gözümüzde kusursuz. :3 Bu yüzden biraz zor oldu. Sonunda Jay Ryan'ı seçtik.





Kitabı 1'i Facebooktan, 2'si Rafflecopterdan olmak üzere 3 kişiye hediye hediye ediyoruz. Facebook sayfamızdaki çekilişe buradan ulaşabilirsiniz.





30 Kasım 2014 Pazar

KVBT 2.Tur 3.Gün | Uyuyan Güller - RaShelle Workman | Yorum+Playlist



BİR DÜŞ HIZLA AKIP GİTMEKTE... 
GERÇEK AŞK,HARİKA.
HAYAT SENİN HAYATIN.
HEPSİ KAFANDA...

Sophie yalan Bir evlilik yapmıştır. Tehlikelerle dolu bir evliliğinden kurtulmak isteyen Sophie,yeni bir yaşam kurmaya karar vererek kocasından ayrılır. Ama kocasının onu rahat bırakmaya niyeti yoktur. Sophie ya onun olacaktır, yada hiç kimsenin artık av ve avcı karşı karşıyadır.
Evden hızla çıktığında başına geleceklerden habersizdi.Tek hatırladığı şiddetli bir yağmur ve kullandığı arabanın hızla kaymasıydı.
-Uyuyan Güllere Övgüler-
Eğer Amazon'un listesinde olsaydı, bu kitaba on yıldız verirdim, o kadar güzel bir kitap" The Debut Books
"Hiç ummadığınız bir şaşırtmacayla, bu kitap, okuyup, bitirene kadar elinizden düşmeyecektir."
-Cyruss 1264 -
"Beklenmedik, gizemli ve olabildiğince harika! Acaba gerçekten olmuş mudur diye beni merak içinde bıraktı."
-Jek Jamison-
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:348
Baskı Yılı:2014
Çeviren:Kahraman Türel Uluocak
Orjinal Adı:Sleeping Roses
Goodreads Puanı:3.64/5
Uyuyan Güller turumuzun 3. gününden herkese merhabalar! Yoğun olduğumuz bir dönem olduğu için tur almayı erteledik ve şimdi, yeniden karşınızdayız!

DİKKAT! BU KİTAPTA HER AN HER ŞEY DEĞİŞEBİLİR!

Kitabın ilk olarak konusundan kısaca bahsedeyim. Sophie üniversite yıllarında gittiği bir kampta David ile tanışır. Aralarında inanılmaz bir çekim olur ve Sophie David'in hayatının aşkı olduğuna inanır. Birbirlerini yeterince tanıdıklarına inanıp evlendiklerinde ise asıl gerçek gün yüzüne çıkar! David tanıdığı gibi biri olmaktan çıkmıştır. Asıl kötü olan ise David hiç sandığı gibi biri olmamıştır!


Sophie evliliği boyunca David'in gelgitlerine katlanmıştır. David tam anlamıyla bir paranoyaktır ve Sophie'den her nereye giderse gitsin saatiyle ona rapor etmesini ister. Onun çalışmasına izin vermez.Sophie ise korkudan yapar. Çünkü onun neler yapabileceğini en iyi Sophie biliyordur...

Sophie senelerce David'den çekse de onu seviyordur ve bu yüzden onun yaptıklarına katlanıyordur. Ama bu sefer David çok ileri gitmiştir. Onu kendi yatağında başka biriyle yakaladığında Sophie'nin dünyası yıkılır.

Evi terk ettiğinde ise asıl olaylar başlar. Artık av ve avcı karşı karşıyadır...

Gelelim Rina'ya. Sophie'nin en yakın arkadaşı. Ağzı bozuk, bu romandaki anaç tipimiz. Çok tatlı bir karakter. Sophie'ye hep destek olmuş, ona doğru yolu göstermiş, onu sevmiş biri ( bu kısmı biraz fazla abartsa da :D ). 

Rina gibi bir dostu herkes ister. David karşısında onu koruyor. Yeri gelse David'i dövecek bir tip. :D Sophie ne zaman korksa onu cesaretlendiriyor, hatta Sophie için iş ayarlıyor kendi okulunda.

Ama asıl kahramanım bunlar değil tabi ki! Kitabın en sevdiğim kahramanı, benim için asıl adam Phillip Dr. Hansen. :3 Kendisi Sophie'nin çalıştığı okulda tiyatro öğretmeni (siz öyle sanın. :D bu kitapta bildikleriniz her an değişebilir). Kendisi son derece tatlı, şefkatli biri. Ara ara şüphelendiğim biri olsa da Sophie'ye çok yardım ediyor. Sophie korktuğunda yanında onu buluyor. Hatta hiç hissetmediği duyguları ön plana çıkarıyor. David'e karşı bile hissetmediği aşk, ailesinin ölümünden sonra hiç hissetmediği aile şefkati...

Derken kitap bambaşka bir yöne kayıyor. Ne mi oluyor? Bundan sonrası ağır spoiler maalesef. :D Ama size şunu söylemeliyim yazar öyle bir ters köşe yapıyor ki ağzınız açık kalıyor. Ben mesela şu tepkiyi verdim: "Yok artıııkkk!!!! NEE ne ne nee???". :D İddia ediyorum asla tahmin edemezsiniz. Okuyan kişilere sorun, okuyucu yorumlarını okuyun herkesin nasıl şaşırdığını göreceksiniz. Ve size şunu söyleyecekler: "Asla tahmin edemezsin!"

Kitabın anlatımı çok akıcıydı. Ben betimlemelerden, bilgi fazlalığından nefret eden bir insanım bu yüzden kitabın bu sadeliğini çok sevdim. Okuyucuyu yormuyor. Olay neyse onu veriyor. Ha diyeceksiniz ki çok mu düzdü? Hayır, tabi ki değildi. Bence o çizgiyi bu konuda yazar çok iyi yakalamış.

Gel gelelim kitapta bazı beğenmediğim yerler vardı. Özellikle yazım yanlışları gözüme battı. Ben Türkçe'deki -de , -da eklerine bile dikkat eden biriyim (bazen gözümden kaçsa da :D ) bu yüzden gözüme biraz battılar. Özellikle ilk bölümlerde. Ama gitgide azaldı. Bu yüzden çok fazla rahatsız etmedi. Ha, bir de çevirmenin yabancı kelimeleri kullanması tuhaf geldi bana. Bazen Türkçe bildiğimden şüphe ettim. :D Ama 2-3 kelimeyle sınırlıydı ve onlar da çok önemli kelimeler değildi. O yüzden o kadar sorun olmadı.



Çok merak ettiğim, adını çok duyduğum, hakkını veren bir kitaptı bence. Özellikle sonu. Resmen şu ifadeye büründüm.




Eveet, gelelim bana bu turda düşen göreve! Sizlere kitaba uygun olduğunu düşündüğümüz bir playlist hazırladık!

Lorde-Yellow Flicker Beat
Ariana Grande-Just a Little Bit of Your Heart
Bruno Mars-Count on Me (En sevdiğimiz bu. Bize Phillip'i çağrıştırıyor :3 )
John Legend-All of Me
Jason Mraz- I'm Yours


Kitabı 1'i Facebooktan, 2'si Rafflecopterdan olmak üzere 3 kişiye hediye hediye ediyoruz. Facebook sayfamızdaki çekilişe buradan ulaşabilirsiniz.

Katkılarından dolayı Elf Yayınları'na teşekkür ederiz. :)

9 Kasım 2014 Pazar

Kitap Yorumu #7 | Paranoya - Tuba Arık

YALNIZCA GÜÇLÜ BİR AŞK KARANLIĞI AYDINLIĞA ÇEVİREBİLİR.




Yüz yıllık bir sırrın peşinde sürüklenen gölgeler,
asırlar süren bir yaşamın sessizliğine gömüldüler.
Gerçekle düş arasında gidip gelmek mi?
O düşün içinde yaşamdan vazgeçmek mi?
Karanlığın içinde filizlenen bir aşkın,
kopkoyu gölgesinde ölüme yürümek mi?
Kimsenin görmediğini gördün, kimsenin duymadığını duydun
çünkü, sen doğmadan başladı bu oyun.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 586
Baskı Yılı: 2014
Dili: Türkçe
Yayınevi: Sokak Kitapları Yayınları

Şu an Paranoya önümde. Masada duruyor. Bakıyorum sadece. Yeni bitti daha. Daha doğrusu hangimiz daha çok bittik bilmiyorum. Kitap mı ben mi? Yoksa Petra mı Marlo mu? Şu an ki hissettiklerimi anlatamam. 

(...) 

Hele bir de sözler yok mu kitapta! Bitirdiler. Felsefeden nefret eden ben felsefeye aşık oldum. Simyanın S'sini bilmeyen ben simyaya ilgi duymaya başladım. Normal bir hikaye değil seninki. Öyle bir yoğrulmuş ki Felsefe ve Simya ile. Öyle bir bütünleşmişler ki. Öyle ince ince işlenmiş ki ayrıntılar. Zekice. Tek tek. Her harfte vuruyor seni. Her satırında ölüyorsun.

Buraya kadar olan kısmı kitabı bitirdikten sonra yazara yazdığım yazı! Tabi ki bir kısmı, gerisini paylaşmadım çünkü spoiler vermek istemedim. :)

Öncelikle yoruma şunu söyleyerek başlamak istiyorum. İlk başta ön yargılarım vardı. Kitabın kapağına bayıldığım ve arka kapaktaki yazılar beni mest ettiği halde ön yargım vardı. Neden mi? "Türk yazar- Fantastik" desem anlar mısınız? :D

Size şunu söylüyorum. Sakın ön yargılı olmayın! Sakın! Çok şey kaybedersiniz. Öyle bir altüst etti ki kitap 2 gün boyunca ne ders çalışabildim ne başka bir şey yapabildim. Gece 2-3 gibi yatıp sabah 6 da kalkmak zorunda kaldım!

Kitaba başlarken ön yargılarım devam etti bir süre. Ben hikayeyi şöyle bekliyordum açıkçası. Bir kız var. Paranoyak ve hayaller görüyor. Sonra birileri musallat oluyor falan. :D Ama öyle bir kurgu var ki ağzınız ortadan ikiye ayrılmazsa gelin beni dövün. :D O derece iddialı konuşuyorum! Ki ben böyle şeyler yapmam.

Arkadaşıma kitabı gösterdiğimde ilk benim verdiğim tepkiyi verdi. "Türk yazar ve fantastik okumuyorum ben." dedi. Ama 1-2 alıntıyla kendinden geçti resmen! Hikayenin tamamını anlattıran başka bir arkadaşım ise hayretler içinde kaldı, okumak istedi ki o okumayı çok seven biri bile değildir! Gerisini siz düşünün! (Tabi ki vermeyeceğim kitabı. :D )

Şimdi biraz da hikayeden bahsetmek istiyorum. Fegel, arkadaşlarının deyimiyle Feg, liseye giden genç bir kızdır. Hastalığı yüzünden herkesten uzaktır. Hatta kendi ablaları bile ona ezik gibi davranıyordur. Üstelik ablalarının bir tek uğraştığı kendisi de değildir. Tek arkadaşı olan Viola ile de dalga geçiyorlardır.

Feg hastadır. Doktor kontrolünde ilaçlar kullanıyordur çünkü gölgeler görüyordur. Uzun zamandır görmediği için ailesi ona doğum gününde hediyeler alır. Ama gerçeği bilmiyorlardır. Feg hala o gölgeleri görüyordur hem de artık uyanıkken bile!

Derken Marlo devreye giriyor. Feg'e göre meleksi bir güzelliği var. Ve onu yargılamıyor, ona acımıyor, hatta Feg gördüklerini anlattığında ona destek oluyor. Feg'in yanında olması, destek olması çok hoşuna gidiyor. Üstelik bunları duyduğunda kaçacağını düşünürken Marlo onunla buluşmak istiyor!

İlk başlarda Marlo'yu çok sevmiştim (yanlış anlamayın sonradan da seviyorum ama biraz azalıyor :D ). Feg'e inanması, destek olması, Feg kendini hayattan soyutlamışken ona bu kadar sıkı bağlanması çok güzeldi. Yani düşünsenize yeni tanıştığınız biri size acayip gölgeler görüyorum diyor ve siz ona "Deliii!" demiyorsunuz. Var mı böyle bir dünya? Bence yok.

Peki sonra ne oluyor? Marlo ile gölgenin gizemini ortaya çıkarmaya çalışıyorlar ve kelimenin tam anlamıyla dehşete düşüyorlar!

Kestiik! Gerisini kitabı alıp okuyun bence. Yoksa duramam ve bu kadar güzel bir kitabı okuma şansı vermediğim için bana lanetler yağdırabilirsiniz. :D



Marlo ve Feg'in ilk başta buldukları şeyi tahmin etmiştim aslında. Sadece küçücük bir kısmını. Gölgenin nasıl bir şey olduğunu. Ama ne olduğunu hayatta tahmin edemezsiniz! En azından bir bölüme gelene kadar(Ki azıcık tahmin etseniz dahi tam anlamıyla asla tahmin edemezsiniz). Okuduğumda ağzım açık kaldı resmen yahu! O neydi öyle!



Kitabın bir de felsefi ve simya kısmına gelelim. Evet doğru duydunuz. Felsefe ve simya. Kitapta bolca geçiyor. Bazılarınızın "Iyyy." dediğini duyar gibiyim. İlk başta ben de öyle dedim çünkü. :D Ya felsefeden ve simyadan ölümüne nefret eden bir insanım ben. Resmen kitapta aşık oldum. İtiraf ediyorum kitaplardaki tarihi, felsefi ya da bilgi veren yerleri pat pat okuyup geçerim. :D Ama ilk defa yavaş yavaş okudum. Tek tek. O kadar sevdim ki! Okulda öğrenemeyeceğim bilgileri öğrendim. Asla dikkate almayacağım şeyler okudum. Kitap resmen sizi doyuruyor. Aşk, felsefe, bilim, fantastik... Ne ararsanız var. Ve öyle zekice işlenmiş ki kendinizi bir anda acayip bir dünyada buluyorsunuz! İnce ince işlenen bir konu var ki birini anlamadan öbürküne geçemeyeceğiniz için illa ki öğreniyorsunuz. Ben simya ve felsefeden nefret eden biri olarak bu kitabı o kadar çok sevdim ki anlatamam.

Şimdi gelelim favori karakterlerime! 2 tane söyleyeceğim. :D

Birincisi tabi ki Petra! Diyeceksiniz ki "Kim bu?". Gölgeyle bağlantılı biridir kendileri. Okursanız (ki bir daha söylüyorum okuyun!) anlarsınız. ;) Spoiler vermek istemiyorum... Bu yüzden bu karaktere bu kadar yeter daha çok şeyler anlatmam gerekse de. :D

İkincisi Mel. :3 Kendisi geleceği gören bir homunculus olur. O ne mi oluyor? Kendisi Hohenheim'ın çocuğudur. :D Biliyorum kafanız çok karıştı. Şöyle anlatayım. Hohenheim bir simyacı ve kitaptan anladığım kadarıyla (çok araştırsam da pek bilgi bulamadım) tarihte küçük yaratıklar yaratmaya çalışmış. Kitapta yaratmış ve bunlardan biri de Mel. Evet birden fazlalar. :D Hohenheim'a baba diyorlar ve çok sevimliler! :3

Gelelim yavaş yavaş sona. Şunu söylemek istiyorum. Kitabı beğenmedim... BA-YIL-DIM. Net. İnce ince işlenmiş ayrıntılar, mükemmel sözler, bilgilerin aktarılışı mükemmeldi.

Kitaplığım baş köşelerinden birini almış bulunmakta! :D Tabi yazar da listemdeki üst sıralarda oturuyor. Yeri gelmişken yazarın anlatış tarzı da çok güzeldi. Kitap çok akıcıydı. Şöyle söyleyebilirim ki birçok yabancı yazara taş çıkarır!  



En son yazımı KİTABI OKUYUN diyerek bitiriyorum. Emin olun pişman olmazsınız. ;)